
TÜRK MEDENİ KANUNU KAPSAMINDA YOKSULLUK NAFAKASI: ŞARTLARI, MİKTARIN BELİRLENMESİ VE DEĞİŞEN KOŞULLARA UYARLANMASI
GİRİŞ: YOKSULLUK NAFAKASININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE SOSYAL AMACI
Evlilik birliğinin sona ermesi, taraflar için yalnızca duygusal ve sosyal değil, aynı zamanda ciddi mali sonuçlar doğurabilen bir süreçtir. Türk Medeni Kanunu (TMK), boşanmanın bu mali etkilerini dengelemek ve taraflar arasında adil bir dağılım sağlamak amacıyla çeşitli düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemelerden biri de, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşin korunmasını amaçlayan yoksulluk nafakasıdır. Yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince geçerli olan karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, boşanma sonrasında da belirli koşullar altında devam ettirilmesi esasına dayanır. Bu yönüyle, nafaka yükümlüsünün kusurundan bağımsız olarak, sosyal devlet ilkesinin bir yansıması olarak kabul edilir ve mağduriyeti gidermeye yönelik bir sosyal yardım niteliği taşır.
Yoksulluk nafakası, boşanma sonrasında eşlerden birinin yaşam standardının önemli ölçüde düşmesini engellemeyi hedeflerken, diğer eşin de mali gücü oranında bu duruma katkıda bulunmasını öngörür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, yoksulluk nafakasının özünde sosyal ve ahlaki düşünceler yatmaktadır; bu nafaka, evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin kısmen devamı niteliğindedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/764, K. 2023/532, T. 31.05.2023 ). Ancak bu nafakanın amacı, nafaka alacaklısını zenginleştirmek değil, asgari yaşam gereksinimlerini karşılayarak yoksulluktan kurtarmaktır. Bu makale, Türk Medeni Kanunu'nun 175. ve 176. maddeleri çerçevesinde yoksulluk nafakasının hukuki şartlarını, miktarının belirlenmesi prensiplerini ve değişen koşullara göre uyarlanması veya kaldırılması hallerini güncel Yargıtay kararları ışığında detaylı bir şekilde inceleyecektir.
YOKSULLUK NAFAKASINA HÜKMEDİLMESİNİN TEMEL ŞARTLARI
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesinin temel şartlarını açıkça düzenlemektedir. Bu şartlar, yoksulluk nafakasının hukuki niteliğini ve sosyal amacını gerçekleştirmesini sağlayan kritik unsurlardır.
Öncelikle, yoksulluk nafakası talep şartına bağlıdır. Mahkeme, taraflardan birinin talebi olmaksızın re'sen yoksulluk nafakasına hükmedemez. Bu durum, nafaka alacaklısının kendi iradesiyle bu hakkını kullanması gerektiğini gösterir. Boşanma davası ile birlikte veya boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir dava ile talep edilebilir (TMK m. 178 ).
İkinci olarak, yoksulluk nafakası süresiz olarak istenebilir. TMK m. 175'te yer alan "süresiz olarak nafaka isteyebilir" ibaresi, nafakanın belirli bir süreyle sınırlı olmaksızın, kanunda belirtilen sona erme halleri gerçekleşene kadar devam edebileceğini ifade eder. Bu süresizlik ilkesi, nafaka alacaklısının boşanma sonrası yaşamını idame ettirme gücünü yeniden kazanana kadar korunmasını amaçlar ve sosyal güvenlik prensibiyle örtüşür. Ancak bu süresizlik, nafakanın sonsuza kadar devam edeceği anlamına gelmez; kanunda belirtilen koşulların değişmesi halinde nafakanın kaldırılması veya uyarlanması mümkündür.
Üçüncü ve en temel şartlardan biri, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olma durumudur. "Yoksulluk" kavramı, yasal metinde açıkça tanımlanmamış olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, "yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim" gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanlar "yoksul" kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/764, K. 2023/532, T. 31.05.2023; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/27, K. 2022/1549, T. 17.11.2022; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/142, K. 2023/184, T. 08.03.2023 ). Bu tanım, kişinin sadece asgari geçimini sağlayacak kadar değil, aynı zamanda toplumsal yaşamda kabul edilebilir bir standartta yaşamasını sağlayacak gelire sahip olmaması durumunu ifade eder. Yargıtay, asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunmasının dahi yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul etmemektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/5196, K. 2016/9854, T. 23.06.2016; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/14644, K. 2015/774, T. 15.01.2015; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/10364, K. 2016/403, T. 13.01.2016 ). Önemli olan, kişinin boşanma sonucunda evlilik birliği içindeki yaşam standardını sürdürme imkanının kalmaması veya önemli ölçüde düşmesidir.
Dördüncü ve son şart ise, nafaka talep eden tarafın kusurunun daha ağır olmaması koşuludur (TMK m. 175 ). Bu şart, yoksulluk nafakasının kusura dayalı bir tazminat olmamasına rağmen, kusur ilkesiyle belirli bir ilişki içinde olduğunu gösterir. Nafaka talep eden tarafın kusuru, diğer taraftan daha ağır ise yoksulluk nafakası talep edemez. Ancak, nafaka yükümlüsünün kusurlu olması şartı aranmaz; yani nafaka yükümlüsü kusursuz olsa dahi, diğer eşin yoksulluğa düşmesi ve kendi kusurunun daha ağır olmaması durumunda nafaka ödemekle yükümlü olabilir.
Bu kusur değerlendirmesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin içtihatları büyük önem taşır:
- Ağır Kusurlu Olma: Eğer nafaka talep eden taraf, boşanmaya neden olan olaylarda diğer taraftan daha ağır kusurlu ise, yoksulluk nafakası talebi reddedilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu olması nedeniyle lehine yoksulluk nafakası verilmesi koşullarının gerçekleşmediğine hükmetmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/7571, K. 2025/4449, T. 30.04.2025 ).
- Eşit Kusurlu Olma: Tarafların boşanmaya neden olan olaylarda eşit kusurlu olması durumunda, yoksulluk nafakasına hükmedilip hükmedilemeyeceği uzun süre tartışma konusu olmuştur. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, eşit kusurlu eşin de yoksulluğa düşecek olması halinde yoksulluk nafakası talep etme hakkı bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, herhangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleştiğinden, kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/27, K. 2022/1549, T. 17.11.2022 ). Bu durum, yoksulluk nafakasının kusura dayalı bir ceza değil, sosyal dayanışma ilkesinin bir gereği olarak kabul edildiğini teyit etmektedir.
- Kusursuz veya Daha Az Kusurlu Olma: Nafaka talep eden tarafın kusursuz olması veya diğer taraftan daha az kusurlu olması durumunda, diğer şartların da varlığı halinde yoksulluk nafakasına hükmedilir.
Bu şartların bir bütün olarak değerlendirilmesi, yoksulluk nafakasının amacına uygun bir şekilde uygulanmasını sağlar. Mahkeme, bu şartların varlığını re'sen araştırır ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını titizlikle inceler.
NAFAKA MİKTARININ BELİRLENMESİNDE HAKKANİYET İLKESİ VE EKONOMİK-SOSYAL DURUM (SED) ARAŞTIRMASI
Yoksulluk nafakası miktarının belirlenmesi, hâkimin geniş takdir yetkisini gerektiren hassas bir süreçtir. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesi, hâkime hakkaniyet ilkesine göre karar verme yetkisi tanımaktadır. Bu ilke, yoksulluk nafakasının miktarının tayininde de temel bir rol oynar. Hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını (SED) detaylı bir şekilde araştırarak, boşanma öncesi yaşam standartlarını, gelirlerini, giderlerini, malvarlıklarını ve borçlarını göz önünde bulundurur. Bu araştırma, nafaka alacaklısının yoksulluktan kurtulması için gerekli olan miktarı belirlerken, nafaka yükümlüsünün de mali gücünü aşmayacak, onu da yoksulluğa düşürmeyecek bir dengeyi gözetmeyi amaçlar.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, yoksulluk nafakası miktarının belirlenmesinde, tarafların gelirleri, yaşam standartları, meslekleri, yaşları, sağlık durumları, evlilik süresi, çocuk sayısı gibi birçok faktör dikkate alınır. Özellikle, günün ekonomik koşulları, enflasyon oranları ve alım gücündeki değişimler de nafaka miktarının adil bir şekilde belirlenmesinde önemli rol oynar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hâkimin TMK'nın 4. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddeleri gereği tarafların ekonomik ve sosyal durumları ve hakkaniyet gereği uygun bir nafakaya hükmetme yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/847, K. 2022/360, T. 22.03.2022 ). Bu kararda, takdir edilen yoksulluk nafakasının az bulunarak bozulması, hâkimin takdir yetkisinin Yargıtay denetimine tabi olduğunu ve hakkaniyet ilkesinin doğru uygulanmasının önemini vurgulamaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de benzer şekilde, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre hükmolunan yoksulluk nafakasının az olduğunu belirterek, TMK'nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/5074, K. 2022/7044, T. 15.09.2022; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/4397, K. 2025/1237, T. 11.02.2025 ). Bu kararlar, nafaka miktarının belirlenmesinde sadece yoksulluk durumunun tespitiyle yetinilmemesi, aynı zamanda nafaka yükümlüsünün mali gücü ile nafaka alacaklısının ihtiyaçları arasında adil bir denge kurulmasının zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Amaç, nafaka alacaklısını yoksulluktan kurtaracak, ancak nafaka yükümlüsünü de aşırı bir yük altına sokmayacak bir miktarın belirlenmesidir. Bu denge, adaletin tecellisi açısından hayati öneme sahiptir.
YOKSULLUK NAFAKASININ ARTIRILMASI VE AZALTILMASI (UYARLAMA DAVALARI)
Yoksulluk nafakası, süresiz olarak hükmedilebilen bir hak olsa da, zaman içinde tarafların mali durumlarında veya günün ekonomik koşullarında meydana gelen değişiklikler nedeniyle nafaka miktarının güncellenmesi ihtiyacı doğabilir. Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin 4. fıkrası, bu duruma yönelik olarak "Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir" hükmünü içermektedir. Bu hüküm, nafaka miktarının değişen koşullara uyarlanmasına olanak tanıyan "uyarlama davaları"nın yasal dayanağını oluşturur.
Uyarlama davası açılabilmesi için iki temel durumun varlığı aranır:
- Tarafların Mali Durumlarının Değişmesi: Bu durum, nafaka alacaklısının veya nafaka yükümlüsünün gelir, gider, malvarlığı veya borç durumlarında nafakanın takdir edildiği tarihe göre önemli ve kalıcı değişiklikler meydana gelmesini ifade eder. Örneğin, nafaka yükümlüsünün maaşında önemli bir artış olması, yeni bir işe girmesi, ek gelir elde etmesi veya miras yoluyla malvarlığı edinmesi nafakanın artırılmasına gerekçe olabilir. Aynı şekilde, nafaka yükümlüsünün işsiz kalması, ciddi bir hastalığa yakalanması, yeni bir evlilik yapması ve bu evlilikten çocuk sahibi olması gibi durumlar nafakanın azaltılmasına yol açabilir. Nafaka alacaklısının düzenli ve yeterli bir gelire sahip olması, işe girmesi veya ek gelir elde etmesi de nafakanın azaltılmasına veya kaldırılmasına neden olabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün gelir durumunda olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde, yoksulluk nafakasının TÜİK'in yayınladığı oranında artırılması ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan dengenin korunması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/5196, K. 2016/9854, T. 23.06.2016 ). Bu karar, mali durumdaki değişikliklerin "olağanüstü" nitelikte olmasının önemini vurgulamaktadır.
- Hakkaniyetin Gerektirmesi: Mali durumdaki somut bir değişiklik olmasa bile, günün ekonomik ve sosyal koşulları, enflasyon oranları, paranın alım gücündeki düşüş gibi faktörler nedeniyle mevcut nafaka miktarının hakkaniyete aykırı hale gelmesi durumunda da uyarlama davası açılabilir. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, sabit bir nafaka miktarının alım gücünü kaybetmesi, nafaka alacaklısını yeniden yoksulluğa düşürebilir. Bu durumda, hakkaniyet ilkesi gereği nafakanın artırılması gündeme gelir. Yargıtay, bu tür durumlarda da hâkimin TMK m. 4'teki takdir yetkisini kullanarak uygun bir uyarlama yapması gerektiğini kabul etmektedir.
Uyarlama davalarında, hâkim, tarafların güncel sosyal ve ekonomik durumlarını yeniden araştırır, delilleri toplar ve nafakanın takdir edildiği tarihten itibaren meydana gelen değişiklikleri değerlendirerek hakkaniyete uygun bir karar verir. Amaç, nafaka ilişkisinde bozulan dengeyi yeniden sağlamaktır.
YOKSULLUK NAFAKASININ KENDİLİĞİNDEN SONA ERMESİ VE MAHKEME KARARIYLA KALDIRILMASI
Yoksulluk nafakası, süresiz olarak hükmedilebilen bir hak olsa da, Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin 3. fıkrası, belirli durumların gerçekleşmesi halinde bu nafakanın sona ereceğini düzenlemektedir. Sona erme halleri, "kendiliğinden sona erme" ve "mahkeme kararıyla kaldırılma" olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır.
A. Kendiliğinden Sona Erme Halleri: Bu durumların gerçekleşmesiyle yoksulluk nafakası için ayrıca bir mahkeme kararına gerek kalmaksızın kendiliğinden ortadan kalkar.
- Alacaklı Tarafın Yeniden Evlenmesi: Yoksulluk nafakası alan tarafın, boşanmadan sonra başka biriyle yasal olarak evlenmesi halinde nafaka kendiliğinden sona erer. Bu durum, yeni evliliğin nafaka alacaklısının yoksulluk durumunu ortadan kaldırdığı varsayımına dayanır.
- Taraflardan Birinin Ölümü: Nafaka alacaklısının veya nafaka yükümlüsünün ölümü halinde, yoksulluk nafakası kendiliğinden sona erer. Nafaka, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak ve yükümlülük olduğundan, taraflardan birinin vefatı ile bu ilişki son bulur.
B. Mahkeme Kararıyla Kaldırılma Halleri: Bu durumların gerçekleşmesi halinde, nafaka yükümlüsü tarafından açılacak bir dava sonucunda mahkeme kararıyla yoksulluk nafakası kaldırılabilir.
- Alacaklı Tarafın Evlenme Olmaksızın Fiilen Evliymiş Gibi Yaşaması: Nafaka alacaklısı tarafın, yasal bir evlilik olmaksızın bir başkasıyla evliymiş gibi fiilen birlikte yaşaması durumunda nafaka, mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Bu durum, genellikle "dini nikahlı evlilik" veya uzun süreli, istikrarlı ve evlilik birliğine benzer bir birliktelik olarak yorumlanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadının başka bir erkekle dini nikahlı evlenme eyleminin, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra gerçekleşmesi halinde, 176. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen nafakanın mahkeme kararı ile kaldırılması hukuki şartlarının gerçekleştiğini belirtmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10765, K. 2023/1191, T. 22.03.2023 ). Bu durumun ispatı, tanık beyanları, sosyal medya kayıtları, ikametgah bilgileri gibi delillerle sağlanabilir.
- Yoksulluğun Ortadan Kalkması: Nafaka alacaklısının, nafakanın bağlandığı tarihten sonra mali durumunun iyileşmesi ve yoksulluk durumunun ortadan kalkması halinde nafaka, mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Bu durum, kişinin düzenli ve yeterli bir gelire sahip olması, önemli bir malvarlığı edinmesi veya ekonomik olarak bağımsız hale gelmesiyle ortaya çıkabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, davacı kadının sigortalı çalıştığı ve son ücretinin belirli bir miktarın üzerinde olduğu dikkate alındığında, kadın lehine yoksulluk nafakası şartlarının oluşmadığına ve bu nedenle kaldırılması gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5251, K. 2024/3791, T. 23.05.2024 ). Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunmasının yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılmadığını belirtmekle birlikte, ölüm aylığı gibi belirli düzeyde bir gelirin nafakanın kaldırılmasına değil, azaltılmasına etki edecek olgulardan olduğunu vurgulamıştır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/14644, K. 2015/774, T. 15.01.2015 ). Bu ayrım, yoksulluk kavramının mutlak bir yoksunluk değil, yaşam standardının korunmasıyla ilgili olduğunu gösterir.
- Haysiyetsiz Hayat Sürme: Nafaka alacaklısının, toplumun genel ahlak ve değer yargılarına aykırı, haysiyetsiz bir yaşam sürmesi halinde de nafaka, mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Bu durum, genellikle kişinin sürekli olarak suç işlemesi, uyuşturucu veya alkol bağımlılığı nedeniyle toplumsal normlara aykırı davranışlar sergilemesi gibi hallerde gündeme gelir. Ancak bu durumun ispatı oldukça zor olup, somut delillerle desteklenmesi gerekmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, davalı erkeğin haysiyetsiz bir hayat sürdüğünün ispatlanamadığından bu sebebe dayalı boşanma talebinin reddi gerektiğine hükmederek, haysiyetsiz hayat sürme iddiasının ispat yükünün önemini ortaya koymuştur (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5251, K. 2024/3791, T. 23.05.2024 ).
Bu sona erme ve kaldırma halleri, yoksulluk nafakasının amacının dışına çıkmasını engelleyerek, adaletin ve hakkaniyetin sağlanmasına hizmet eder.
YOKSULLUK NAFAKASI İLE İŞTİRAK NAFAKASI ARASINDAKİ AYRIM
Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen nafaka türleri arasında yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası, boşanmanın mali sonuçları bağlamında önemli yer tutar. Her ne kadar her ikisi de nafaka adı altında anılsa da, hukuki nitelikleri, amaçları ve bağlanma koşulları açısından temel farklılıklar gösterirler. Bu farkların doğru anlaşılması, hukuki süreçlerin doğru yönetilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Yoksulluk Nafakası:
- Kime Yönelik: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşe yöneliktir (TMK m. 175 ).
- Amacı: Boşanan eşin, evlilik birliği içindeki yaşam standardının aniden düşmesini engellemek, asgari geçimini sağlamak ve yoksulluktan kurtarmaktır. Sosyal dayanışma ve ahlaki düşünceler temelinde şekillenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/764, K. 2023/532, T. 31.05.2023 ).
- Kusur Durumu: Nafaka talep eden eşin kusurunun, nafaka yükümlüsü eşten daha ağır olmaması şartı aranır. Ancak nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz (TMK m. 175 ). Eşit kusurlu eş de yoksulluk nafakası alabilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/27, K. 2022/1549, T. 17.11.2022 ).
- Süresi: Kural olarak süresizdir, ancak kanunda belirtilen sona erme halleri gerçekleştiğinde kalkar (TMK m. 175, m. 176/3 ).
- Kamu Düzeniyle İlişkisi: Daha çok tarafların özel hukuk ilişkisi çerçevesinde değerlendirilir, talep şartına bağlıdır.
İştirak Nafakası:
- Kime Yönelik: Velayeti kendisine bırakılmayan eş tarafından, ortak çocukların bakım ve eğitim giderlerine katkı sağlamak amacıyla ödenir (TMK m. 182/2).
- Amacı: Ortak çocukların sağlıklı gelişimlerini, eğitimlerini ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere, boşanma sonrası da ebeveynlerin bakım yükümlülüğünün devamını sağlamaktır. Çocuğun üstün yararı ilkesine dayanır.
- Kusur Durumu: Eşlerin boşanmadaki kusur durumları, iştirak nafakasının bağlanmasında veya miktarının belirlenmesinde etkili değildir. Çünkü bu nafaka, çocuğun hakkıdır ve ebeveynlerin birbirlerine karşı kusurları çocuğu etkilemez.
- Süresi: Çocuk reşit olana kadar devam eder. Reşit olduktan sonra eğitimine devam eden çocuk için "yardım nafakası" adıyla talep edilebilir.
- Kamu Düzeniyle İlişkisi: Çocuğun üstün yararı söz konusu olduğundan, kamu düzeniyle daha sıkı bir ilişkisi vardır. Mahkeme, iştirak nafakasına re'sen hükmedebilir veya miktarını re'sen araştırabilir.
Temel Farklar ve İlişkileri: En önemli fark, yoksulluk nafakasının eşe, iştirak nafakasının ise çocuğa yönelik olmasıdır. Bu ayrım nedeniyle, birinin kaldırılması veya azaltılması diğerini doğrudan etkilemez. Örneğin, yoksulluk nafakası alan eşin yeniden evlenmesiyle yoksulluk nafakası sona erse de, bu durum iştirak nafakasını etkilemez. Velayet kendisine bırakılmayan eşin ekonomik imkanları ölçüsünde çocuğun giderlerine katılma yükümlülüğü devam eder (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/13035, K. 2015/16773, T. 27.10.2015 ). Ancak Yargıtay'ın yerleşik görüşüne göre, yoksulluk nafakası alan eşten iştirak nafakası talep edilemez; zira kendi geçimini sağlamaktan yoksun olan bir ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katkıda bulunması beklenemez (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/19221, K. 2016/1784, T. 15.02.2016 ). Bu durum, yoksulluk nafakası alan eşin kendisinin de yoksulluk içinde olduğu ve iştirak nafakası ödeme gücünün bulunmadığı varsayımına dayanır.
SONUÇ: GÜNCEL TARTIŞMALAR VE YARGITAYIN YERLEŞİK İÇTİHADI
Yoksulluk nafakası, Türk Medeni Kanunu'nda önemli bir yer tutan, boşanmanın mali sonuçlarını dengeleyen ve sosyal dayanışma ilkesini yansıtan bir kurumdur. Makale boyunca detaylarıyla incelendiği üzere, yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin temel şartları, nafaka talep eden eşin kusurunun daha ağır olmaması ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmasıdır. Nafaka miktarının belirlenmesinde ise hâkim, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesini gözeterek adil bir denge kurmak zorundadır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, "yoksulluk" kavramını geniş yorumlayarak asgari ücret seviyesinde geliri olan kişilerin dahi yoksulluk nafakası alabileceğini kabul etmiştir. Ayrıca, boşanmaya neden olan olaylarda eşit kusurlu olan eşin de yoksulluk nafakası talep etme hakkı bulunduğu, bu nafakanın kusura dayalı bir ceza değil, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğunu vurgulamıştır. Nafakanın süresizliği ilkesi, kanunda belirtilen belirli durumlar (yeniden evlenme, ölüm, fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması, haysiyetsiz hayat sürme) gerçekleşene kadar devam ederken, tarafların mali durumlarındaki değişiklikler veya hakkaniyetin gerektirmesi halinde uyarlama davalarıyla nafaka miktarının artırılması veya azaltılması mümkündür.
Günümüzde yoksulluk nafakasının "süresizliği" ilkesi zaman zaman tartışmalara konu olsa da, Yargıtay'ın mevcut yaklaşımı, bu ilkenin kanundaki yerini koruduğu ve ancak kanunda belirtilen koşulların varlığı halinde sona erdirilebileceği yönündedir. Özellikle kısa süreli evliliklerde yoksulluk nafakası talepleri, hâkimin hakkaniyet ve tarafların mali durumlarını değerlendirme yetkisini daha da önemli kılmaktadır. Yargıtay, her somut olayın kendine özgü koşullarını dikkate alarak, yoksulluk nafakasının amacına uygun, adil ve dengeli kararlar verilmesi gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, yoksulluk nafakası kurumunun toplumsal ihtiyaçlara cevap veren, dinamik bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Diğer Paylaşımlar
Güncel paylaşımlarımıza bu alandan ulaşabilirsiniz

Çocuk Nafakası Yükümlülüğü: Ebeveynlerin Vazgeçilmez Sorumluluğu
Bu makalede, çocuk nafakasının Türk Medeni Kanunu çerçevesindeki hukuki niteliği, kapsamı ve ebeveynler açısından doğurduğu yükümlülükler açıklanmıştır. Ayrıca nafaka türleri, nafaka miktarının belirlenme kriterleri ve nafaka borcunun yerine getirilmemesi hâlinde uygulanacak hukuki ve cezai yaptırımlar hakkında genel bir çerçeve sunulması amaçlanmıştır.
Daha Fazla

Tapuda Bağış Yapıldıysa Mirasçılar Ne Yapabilir? İptal ve Tenkis Davası Rehberi
Bu makalede, miras bırakanın tapuda gerçek iradesiyle yaptığı bağış işlemlerinin miras hukuku bakımından hangi davalara konu olabileceği açıklanmıştır. Özellikle muris muvazaası ile tenkis davası arasındaki farklar, saklı payın korunması ve mirasçıların hangi hukuki yollara başvurabileceği ortaya konulması amaçlanmıştır.
Daha Fazla

NİŞANIN BOZULMASI HALİNDE TAZMİNAT
Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen nişanlılık kurumu, evlenme vaadiyle kurulan bir sözleşme olup, nişanın bozulması halinde belirli hukuki sonuçlar doğurur. Bu makalede, nişan tanımı, nişanın bozulmasının sonuçları ve bu durumda talep edilebilecek haklar detaylıca incelenecektir.
Daha Fazla

İCRA TAKİBİ VE ÖDENMEYEN BORÇLAR: SÜREÇ NASIL İŞLER?
Bu yazımızda, bir borcun ödenmesesi durumunda icra sürecinin nasıl işlediğini, borçlunun karşılaşabileceği adımları ve sahip olduğu hakları ele alacağız.
Daha Fazla

