
Türk Hukuku’nda Ceza Yargılaması Süreci Güncel Rehber
Giriş: Ceza Muhakemesinin Amacı ve Temel Kavramlar
Hukuk devletinin en temel güvencelerinden biri olan ceza muhakemesi, bir suç şüphesinin ortaya çıkmasından, bu şüphenin adli mercilerce titizlikle araştırılmasına, kovuşturulmasına ve nihayetinde bir hükme bağlanarak kesinleşmesine kadar uzanan karmaşık ve çok katmanlı bir süreci ifade eder. Türk hukuk sisteminde bu süreç, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) başta olmak üzere ilgili diğer kanunlar ve yüksek yargı içtihatları çerçevesinde yürütülür. Ceza muhakemesinin temel amacı, şüphenin ötesinde maddi gerçeğe ulaşmak, adaleti sağlamak ve kamu düzenini korumaktır. Bu süreçte, bireylerin hak ve özgürlükleri ile kamu yararı arasında hassas bir denge gözetilir.
Bu makalede, ceza yargılamasının ana evreleri olan soruşturma, kovuşturma ve kanun yolları aşamaları detaylı bir şekilde incelenecektir. Sürecin her bir adımında yer alan kişiler, usuli işlemler ve bu işlemlerin hukuki sonuçları, sade bir dille açıklanacaktır. Makale boyunca, suç şüphesi altında bulunan kişiye soruşturma evresinde "şüpheli", kovuşturma evresinde ise "sanık" denildiği, savunmasını yapan avukatın "müdafi" olarak adlandırıldığı gibi temel kavramlar da açıklığa kavuşturulacaktır (CMK m. 2). Amacımız, ceza davası sürecinin şeffaf bir şekilde anlaşılmasını sağlayarak hukuki bilinç düzeyini artırmak ve bu alandaki bilgi boşluğunu doldurmaktır.
I. Soruşturma Evresi: Suç Şüphesinden İddianameye
Ceza yargılamasının ilk ve en kritik aşamalarından biri olan soruşturma evresi, bir suç işlendiği izlenimini veren bir halin yetkili mercilerce öğrenilmesiyle başlar ve Cumhuriyet savcısının iddianame düzenleyerek mahkemeye sunmasına veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesine kadar devam eder (CMK m. 2/e). Bu evrenin temel gayesi, suç şüphesinin varlığını derinlemesine araştırmak, olayın tüm yönlerini aydınlatacak delilleri toplamak ve bir kamu davası açılması için yeterli şüpheye ulaşılıp ulaşılamadığını belirlemektir.
Soruşturma süreci, genellikle bir şikayet veya ihbar ile başlar. Suçtan zarar gören kişi veya suça tanık olan herhangi bir vatandaş, suçu adli makamlara (Cumhuriyet savcılığı veya kolluk kuvvetleri) bildirebilir. Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere derhal işin gerçeğini araştırmaya başlamakla yükümlüdür (CMK m. 160/1). Bu aşamada savcı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri (polis, jandarma) marifetiyle, şüphelinin hem lehine hem de aleyhine olan tüm delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla görevlidir (CMK m. 160/2, 161). Kolluk kuvvetleri, savcının emir ve talimatları doğrultusunda hareket eder ve ele geçirdikleri olayları, yakalanan kişileri ve uygulanan tedbirleri derhal savcıya bildirmek zorundadır.
Soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiye "şüpheli" denir. Şüphelinin bu aşamada sahip olduğu haklar, adil yargılanma hakkının temelini oluşturur. Şüpheli, ifade alma veya sorgu sırasında kendisine yüklenen suçun ne olduğunu öğrenme, müdafi (savunma avukatı) seçme ve onun hukuki yardımından yararlanma hakkına sahiptir (CMK m. 147/b, 147/c, 149/1). Müdafi, şüpheli ile vekaletname aranmaksızın her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir; yazışmaları denetime tabi tutulamaz (CMK m. 154/1). Eğer şüpheli, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse veya kanun gereği zorunlu müdafi atanması gereken hallerde (örneğin, çocuk olması, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması veya alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçla itham edilmesi gibi), istemi aranmaksızın kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir (CMK m. 150). Ayrıca, şüphelinin susma hakkı bulunmaktadır; yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu kendisine bildirilir (CMK m. 147/e). Şüphelinin ifadesi alınırken veya sorguya çekilirken kötü muamele, işkence, aldatma veya tehdit gibi yasak usuller kullanılamaz; bu yollarla elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez (CMK m. 148). Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz (CMK m. 148/4). Soruşturma evresindeki usul işlemleri, kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla gizlidir (CMK m. 157).
Soruşturma sonunda, Cumhuriyet savcısı toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğuna kanaat getirirse, görevli ve yetkili mahkemeye hitaben bir iddianame düzenler (CMK m. 170/2). İddianamede şüphelinin kimliği, yüklenen suç, uygulanması gereken kanun maddeleri, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi ile suçun delilleri açıkça belirtilir. Önemle belirtmek gerekir ki, iddianamenin sonuç kısmında sadece şüphelinin aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür (CMK m. 170/5). Bu, savcının sadece suçlayıcı değil, aynı zamanda objektif bir rol üstlendiğinin göstergesidir.
Eğer Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edemezse veya kovuşturma olanağı bulunmazsa, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verir. Bu karar, suçtan zarar görene ve şüpheliye bildirilir ve itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
II. Kovuşturma Evresi:
Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan iddianamenin görevli mahkemece kabul edilmesiyle birlikte kamu davası açılmış olur ve ceza yargılamasının ikinci aşaması olan kovuşturma evresi başlar (CMK m. 175). Bu evrede, suç şüphesi altında bulunan kişiye artık "sanık" denir (CMK m. 2/b). Kovuşturma evresi, yargılamanın duruşma salonunda, tüm tarafların katılımıyla ve aleniyet ilkesi çerçevesinde yürütüldüğü aşamadır.
Duruşma Hazırlığı: İddianamenin kabul edilmesinin ardından mahkeme, duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri, yani sanık, müdafi, katılan (suçtan zarar gören), tanıklar vs duruşmaya çağırır. Bu çağrıların amacı, yargılamanın eksiksiz ve adil bir şekilde yapılabilmesi için tüm ilgili kişilerin dinlenmesini ve duruşmada hazır bulunmasını sağlamaktır.
Duruşma Süreci ve Delillerin Tartışılması: Duruşma, ceza muhakemesinde çok önemlidir. Bu aşamada, soruşturma evresinde toplanan deliller mahkeme huzurunda ortaya konulur, tartışılır ve değerlendirilir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesi uyarınca, hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller, hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Bu ilke, hakimin delilleri değerlendirirken herhangi bir ön yargı veya dış etkiden uzak hareket etmesini ifade eder. Ancak bu serbestlik, keyfilik anlamına gelmez; vicdani kanaat, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delillere dayanmalı ve mantık kuralları çerçevesinde oluşmalıdır. Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir (CMK m. 217/2).
Duruşmada delillerin ortaya konulmasına, sanığın sorguya çekilmesinden sonra başlanır (CMK m. 206/1). Delillerin tartışılması aşamasında, söz sırası belirli bir düzene göre verilir. İlk olarak katılana veya vekiline, ardından Cumhuriyet savcısına, daha sonra sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine söz verilir (CMK m. 216/1). Bu düzen, her bir tarafın iddia ve savunmalarını eksiksiz bir şekilde sunabilmesini ve diğer tarafın açıklamalarına cevap verebilmesini sağlar.
Ceza yargılamasının en temel güvencelerinden biri, hükümden önce son sözün daima hazır bulunan sanığa ait olmasıdır (CMK m. 216/3). Bu kural, sanığın savunma hakkının en geniş şekilde kullanılmasını temin eder ve yargılamanın adil bir şekilde sonuçlanması için vazgeçilmez bir unsurdur. Sanığa son söz hakkı verilmeden hüküm kurulması, mutlak bozma nedenidir. Bu usuli güvence, sanığın yargılama boyunca aleyhine oluşan tüm delil ve iddialara karşı son bir kez kendini ifade etme ve savunmasını güçlendirme imkanı sunar.
Duruşma süreci boyunca, mahkeme tarafından tutanaklar düzenlenir. Bu tutanaklar, duruşmada yapılan tüm işlemleri, detaylı bir şekilde kaydeder. (CMK m. 219, 220). Bu kayıtlar, hem yargılamanın şeffaflığını sağlar hem de kanun yollarına başvurulduğunda üst mahkemeler için önemli bir dayanak oluşturur.
III. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Ceza yargılamasının en temel ve evrensel ilkelerinden biri olan "şüpheden sanık yararlanır" (Latince: in dubio pro reo) ilkesi, masumiyet karinesinin doğal bir uzantısıdır. Bu ilke, bir kişinin suçlu olduğu ispatlanana kadar masum sayılması gerektiği felsefesine dayanır ve adaletin tecellisinde bireysel hakların korunması açısından hayati bir güvence sunar. Türk hukuk sisteminde de Anayasa'nın 38. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi başta olmak üzere birçok uluslararası sözleşme ve iç hukuk normuyla güvence altına alınmıştır.
Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi için suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesi gerektiğidir. Eğer toplanan deliller, sanığın suçu işlediği hususunda tam bir kanaat oluşturmuyorsa, yani en ufak bir şüphe dahi mevcutsa, bu şüphe mutlaka sanık lehine yorumlanmalı ve sanığın beraatine karar verilmelidir. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları, bu ilkenin önemini her fırsatta vurgulamaktadır.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2023/15 Esas, 2024/10502 Karar sayılı kararı ve 2023/20493 Esas, 2025/6601 Karar sayılı kararı gibi güncel içtihatlarında, bu ilke açıkça ifade edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararlarında da istikrarla belirtildiği üzere: "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..."
Bu içtihatlar, ceza yargılamasında mahkûmiyet hükmü kurulabilmesi için delillerin "kesin ve inandırıcı" olması gerektiğini, en küçük bir şüphenin dahi sanık lehine yorumlanarak beraat kararı verilmesini gerektirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2022/1937 Esas, 2023/9001 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunamadığından yerel mahkemece CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatine dair verilen kararın hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir. Bu felsefe, modern ceza hukukunun temel direklerinden biridir ve bireyin özgürlüğünü keyfi yargılamalara karşı koruma altına alır.
IV. Karar Türleri: Mahkumiyet, Beraat ve HAGB
Duruşma evresi sonunda mahkeme, toplanan tüm delilleri ve vicdani kanaatini değerlendirerek bir hüküm verir. Bu hüküm, yargılamanın sonucunu belirler ve sanığın hukuki durumunu kesinleştirir. Türk ceza muhakemesinde verilebilecek başlıca karar türleri şunlardır:
1. Mahkûmiyet Kararı: Sanığın, üzerine atılı suçu işlediğinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sabit olması halinde verilen karardır. Mahkûmiyet hükmüyle birlikte sanığa, işlediği suçun kanunda öngörülen cezası (hapis veya adli para cezası) ve duruma göre güvenlik tedbirleri uygulanır. Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, iddia ve savunmalar, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi ile cezanın belirlenmesine ilişkin dayanaklar detaylı olarak gösterilir (CMK m. 230/1).
2. Beraat Kararı: Sanığın, üzerine atılı suçu işlemediğinin veya isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığının anlaşılması durumunda verilen karardır. CMK m. 223/2'de belirtilen hallerde beraat kararı verilir. Bunlar arasında, fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, fiilin sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, sanık tarafından işlenmesine rağmen kusurunun bulunmaması veya isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gibi durumlar yer alır. Beraat hükmünün gerekçesinde, hangi beraat nedenine dayanıldığı açıkça belirtilmelidir (CMK m. 230/2).
3. Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı: Sanığın fiili işlemiş olmasına rağmen, kanunda öngörülen bazı sebeplerden dolayı kendisine ceza verilmemesi gerektiği hallerde bu karar verilir. Örneğin, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik, zorunluluk hali, meşru savunma gibi hallerde fiil suç olsa bile ceza verilmez (CMK m. 223/3, 223/4). Bu kararın gerekçesinde de dayanakları gösterilmelidir (CMK m. 230/3).
4. Davanın Düşmesi Kararı: Sanığın ölümü, af, zamanaşımı, şikayetten vazgeçme gibi hallerde kamu davasının devam etme imkanı kalmadığında verilen karardır (CMK m. 223/8).
5. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde düzenlenen HAGB, sanık hakkında hükmolunan cezanın belirli şartlar altında açıklanmasının ertelenmesi ve denetim süresi sonunda davanın düşmesi sonucunu doğuran önemli bir müessesedir. HAGB kararı verilebilmesi için şu şartların bir arada bulunması gerekir (CMK m. 231/6):
- Sanığa yüklenen suçtan dolayı hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması.
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması.
- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması.
- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi.
HAGB kararı verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur (CMK m. 231/8). Bu süre içinde sanık hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha HAGB kararı verilemez. Mahkeme, denetim süresi içinde sanığa belirli yükümlülükler de yükleyebilir (örneğin, bir eğitim programına devam etme, kamu kurumunda çalışma, belirli yerlere gitmekten yasaklanma gibi). Eğer denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmez ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranılırsa, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılır. (CMK m. 231/10). Bu durumda, sanık hakkında verilen hüküm hukuki bir sonuç doğurmamış olur ve adli sicil kaydına işlenmez. Ancak, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması halinde mahkeme hükmü açıklar ve bu hüküm infaz edilir (CMK m. 231/11).
6. Kısa Süreli Hapis Cezasına Seçenek Yaptırımlar ve Erteleme: Türk Ceza Kanunu (TCK), kısa süreli hapis cezalarının (bir yıl veya daha az süreli hapis cezaları) belirli şartlar altında adli para cezasına, mağdurun zararının giderilmesine, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla eğitim programına devam etmeye veya kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya gibi seçenek yaptırımlara çevrilmesine imkan tanır (TCK m. 50). Bu, suçlunun topluma yeniden kazandırılması ve infazın kişiselleştirilmesi amacını taşır.
Yine TCK'nın 51. maddesi uyarınca, işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası, belirli şartların varlığı halinde ertelenerek denetim süresine tabi tutulabilir. Erteleme kararı verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekir. Denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmez veya yükümlülüklere uyulursa, ceza infaz edilmiş sayılır.
V. Kanun Yolları: İstinaf ve Temyiz Süreçleri
Ceza yargılamasında verilen hükümlerin hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve olası hataların giderilmesi amacıyla kanun yolları öngörülmüştür. Türk hukukunda bu olağan kanun yolları istinaf ve temyiz olarak ikiye ayrılır. Bu yollar, yargılamanın adil ve doğru bir şekilde sonuçlanmasını sağlamak için önemli güvenceler sunar.
1. İstinaf: İlk derece mahkemelerinden (Asliye Ceza Mahkemesi, Ağır Ceza Mahkemesi vb.) verilen hükümlere karşı, Bölge Adliye Mahkemesi'ne başvurulan kanun yoludur (CMK m. 272/1). İstinaf, hem maddi olay denetimi hem de hukuki denetim yapma yetkisine sahip olmasıyla temyizden ayrılır. Yani Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin hem olayı değerlendirmesinde bir hata olup olmadığını hem de hukuki yorumlarında bir yanlışlık bulunup bulunmadığını inceler.
İstinaf başvuru süresi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki haftadır. Bu başvuru, hükmü veren ilk derece mahkemesine bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine beyanda bulunulması suretiyle yapılır (CMK m. 273/1). Süresi içinde yapılan istinaf başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.
Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusunu inceledikten sonra çeşitli kararlar verebilir (CMK m. 280):
- Esastan Red: İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde eksiklik olmadığını saptadığında istinaf başvurusunu esastan reddeder.
- Düzeltilerek Esastan Red: Hukuka aykırılıkların düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi. Örneğin, kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanması gereken hallerde veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplerin varlığında.
- Bozma ve Dosyayı Geri Gönderme: İlk derece mahkemesinin kararında CMK m. 289'da belirtilen mutlak bozma nedenlerinden birinin bulunması halinde hükmü bozar ve dosyayı yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderir.
- Kaldırma ve Yeniden Hüküm Kurma: Bölge Adliye Mahkemesi, olayın daha fazla araştırılmasına gerek duymadan kendisi yeniden hüküm kurabilir. Bu, istinafın maddi denetim yetkisinin bir sonucudur.
Bazı kararlar istinaf yoluna kapalıdır. Örneğin, hapis cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen on beş bin Türk Lirası dahil adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri ile üst sınırı beş yüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulamaz (CMK m. 272/3).
2. Temyiz: Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir (CMK m. 286/1). Temyiz incelemesi, Yargıtay tarafından yapılır ve temyiz, hukuki denetim yapan bir kanun yoludur. Yani Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi'nin maddi olay değerlendirmesine karışmaz, sadece kararın hukuka uygun olup olmadığını, yani kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığını denetler.
Temyiz başvurusu da istinafta olduğu gibi hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde yapılır. Temyiz başvurusu da hükmün kesinleşmesini engeller.
Ancak, her Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilemez. CMK m. 286/2 uyarınca temyiz edilemeyecek kararlar şunlardır:
- İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları.
- İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları.
- Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen her türlü kararlar.
- İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları (ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen mahkûmiyet kararları hariç).
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun itiraz kanun yolu üzerine verdiği bozma kararlarına karşı, bölge adliye mahkemesi ceza daireleri veya ilk derece mahkemelerince direnme kararı verilmesi mümkün değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/548 Esas, 2022/859 Karar sayılı ve 2023/513 Esas, 2023/668 Karar sayılı kararları bu durumu açıkça ortaya koymuştur. Bu içtihatlar, yargılamanın uzamasını engellemeyi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun son söz söyleme yetkisini pekiştirmeyi amaçlamaktadır.
Sonuç: Hukuki Güvenlik ve Savunmanın Önemi
Türk hukuk sistemindeki ceza yargılaması süreci, suç şüphesinin ortaya çıkışından hükmün kesinleşmesine kadar uzanan, her aşaması belirli usul kurallarına ve güvencelere tabi olan karmaşık bir bütündür. Soruşturma evresinde delillerin toplanması ve suç şüphesinin değerlendirilmesi, kovuşturma evresinde duruşma salonunda adaletin aranması ve delillerin tartışılması, ardından verilen hükümlerin kanun yolları ile denetlenmesi, bu sürecin temel taşlarını oluşturur.
Ceza yargılamasının her aşamasında, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması esastır. Özellikle "masumiyet karinesi" ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gibi evrensel hukuk prensipleri, adaletin doğru tecellisi için vazgeçilmezdir. Mahkemelerin verdiği hükümler, sadece suçun ispatına değil, aynı zamanda sanığın kişilik özelliklerine, pişmanlığına ve topluma uyumuna yönelik değerlendirmelere de dayanır; bu da Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), seçenek yaptırımlar ve cezanın ertelenmesi gibi müesseselerle somutlaşır.
Bu sürecin her bir aşamasında hukuki bilgi ve deneyim büyük önem taşır. Bir avukatın (müdafiin) desteği, şüphelinin veya sanığın haklarını tam olarak kullanabilmesi, usuli hataların önüne geçilmesi ve adil bir yargılama sürecinin sağlanması açısından hayati bir rol oynar. Hukuki süreçlerin karmaşıklığı göz önüne alındığında, hak kaybına uğramamak ve adil yargılanma hakkını etkin bir şekilde kullanabilmek için bir avukattan destek almak, bireylerin en temel güvencesidir. Bu makale, ceza davası sürecine dair genel bir çerçeve sunmayı amaçlarken, her somut olayın kendine özgü koşulları nedeniyle profesyonel hukuki danışmanlığın gerekliliğini bir kez daha hatırlatır.
Diğer Paylaşımlar
Güncel paylaşımlarımıza bu alandan ulaşabilirsiniz

İCRA TAKİBİ VE ÖDENMEYEN BORÇLAR: SÜREÇ NASIL İŞLER?
Bu yazımızda, bir borcun ödenmesesi durumunda icra sürecinin nasıl işlediğini, borçlunun karşılaşabileceği adımları ve sahip olduğu hakları ele alacağız.
Daha Fazla

ULUSAL ELEKTRONİK TEBLİGAT SİSTEMİ (UETS): HUKUKİ GÜVENLİK VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM EKSENİNDE VATANDAŞLAR İÇİN STRATEJİK BİR ZORUNLULUK
Geleneksel fiziki tebligatın barındırdığı riskler karşısında, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS), dijitalleşen dünyada hukuki süreçlere katılım ve güvenlik sağlamanın vazgeçilmez bir aracı haline gelmiştir. Bu makale, UETS'nin vatandaşlar için sunduğu avantajları ve hukuki gerekliliğini inceleyecektir.
Daha Fazla

Asgari Ücretten Fazla Ücret Alan İşçiye Asgari Ücret Zam Oranından Daha Az Zam Yapılabilir mi?
Bu makalede, asgari ücretin üzerinde maaş alan işçilere yapılacak zam oranlarının hukuki sınırları, işverenin yönetim hakkı, eşit davranma ilkesi ve Yargıtay'ın güncel içtihatları ışığında detaylı bir şekilde incelenecektir.
Daha Fazla


