
Tahsil Kabiliyeti: Türk Hukuk Sisteminde Alacağın Güvencesi
Türk hukuk sisteminde "tahsil kabiliyeti", bir alacağın borçludan cebri icra yoluyla ne ölçüde ve hangi koşullarda elde edilebileceğini ifade eden merkezi bir kavramdır. Esasen, alacaklının alacağına kavuşma ihtimalini ve bu ihtimali gerçekleştirmek için yasal yolların etkinliğini tanımlar. Bu kavram, özellikle İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde, alacaklıların haklarını korumak ve borçluların yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamak amacıyla büyük önem taşır.
Yasal Dayanaklar ve Cebri İcra Süreci
Tahsil kabiliyeti, İcra ve İflas Kanunu'nun temel prensipleri üzerine inşa edilmiştir. Kanun, alacaklının alacağını tahsil edebilmesi için borçlunun malvarlığı üzerinde çeşitli cebri icra yollarını düzenler. Bu yolların başında haciz gelir. İİK m. 85 uyarınca, alacaklının ana, faiz ve masraflar da dahil olmak üzere tüm alacaklarına yetecek miktarda borçlunun taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve hakları haczolunabilir. Bu hüküm, alacaklının alacağını borçlunun malvarlığından karşılaması için yasal bir güvence sunar.
Haczedilen malların paraya çevrilmesi, tahsil kabiliyetinin bir diğer önemli aşamasıdır. İİK m. 106, alacaklının hacizden itibaren belirli süreler içinde haczolunan malın satışını isteyebileceğini düzenler. Bu satış işlemi, alacağın fiilen tahsil edilmesini sağlar. Ayrıca, İİK m. 74 ile borçlunun mal beyanında bulunma mecburiyeti getirilerek, borçlunun malvarlığının şeffaf bir şekilde ortaya konulması ve tahsil kabiliyetinin tespiti hedeflenir. Bu beyan, borçlunun kendisinde veya üçüncü şahıslarda bulunan mal ve alacaklarını, kazanç ve gelirlerini icra dairesine bildirmesini zorunlu kılar.
Yargıtay İçtihatlarında Tahsil Kabiliyeti
Yüksek mahkeme kararları, tahsil kabiliyeti kavramının pratikte nasıl yorumlandığını ve uygulandığını detaylandırmaktadır. Özellikle aciz vesikası düzenlenmesi ve tasarrufun iptali davaları bu konuda kilit rol oynar.
Aciz Vesikası ve Haciz Tutanaklarının Delil Niteliği
Alacaklının alacağını borçlunun malvarlığından tamamen tahsil edemediğini gösteren aciz vesikası, tahsil kabiliyetinin bulunmadığının resmi belgesidir. Yargıtay, haciz tutanaklarının belirli koşullarda geçici aciz vesikası niteliği taşıyabileceğini kabul etmektedir. Örneğin, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 20.09.2018 tarihli, E. 2016/8839, K. 2018/8048 sayılı kararında, icra takip dosyasında yapılan haciz sırasında tutulan tutanağın İİK m. 105 uyarınca geçici aciz vesikası niteliğinde olduğu ve bu nedenle tasarrufun iptali davası için dava şartının gerçekleştiği kabul edilmiştir. Bu karar, alacaklının alacağını tahsil edemediğini gösteren resmi bir belgenin, icra takibi sürecinde düzenlenen haciz tutanakları aracılığıyla da sağlanabileceğini ortaya koyar.
Ancak, Yargıtay, aciz vesikası niteliğindeki haciz tutanaklarının gerçek durumu yansıtması ve borçlunun malvarlığına ilişkin kapsamlı bir araştırma sonucunda düzenlenmiş olması gerektiğini vurgular. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 26.05.2025 tarihli, E. 2023/9439, K. 2025/8426 sayılı kararında, davacının kesin veya geçici aciz vesikası sunmaması ve borçlu adına kayıtlı taşınmazlar bulunduğu halde bunların satışına gidilmeden davanın açılması nedeniyle tasarrufun iptali davasının usulden reddi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, alacaklının öncelikle borçlunun mevcut malvarlığından alacağını tahsil etmeye çalışması ve ancak bu mümkün olmazsa aciz durumunu belgeleyerek iptal davasına başvurması gerektiğini gösterir.
Tasarrufun İptali Davalarında Tahsil Kabiliyeti
Borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarrufların iptali, tahsil kabiliyetini doğrudan etkileyen bir diğer önemli hukuki araçtır. Bu davalar, alacaklının alacağını tahsil edemediği durumlarda, borçlunun kötü niyetli işlemlerini geçersiz kılmayı amaçlar. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2015 tarihli, E. 2015/5449, K. 2015/9348 sayılı kararında, borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yaptığı tasarrufun iptali istemiyle açılan davada, yerel mahkemenin borçludan icra dosyasındaki borcun tahsiline hükmetmesinin infaz kabiliyeti olmadığını ve İİK m. 280/3 uyarınca işyerini devralan davalının borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiğinin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, tasarrufun iptali davalarının amacının, alacaklıya takip konusu alacak ve ferileri ile sınırlı olarak o mal üzerinden satış yetkisi vermek olduğunu ve borçlunun mal kaçırma kastının karine olarak kabul edildiği durumları vurgular.
Yine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 24.12.2020 tarihli, E. 2019/5697, K. 2020/9120 sayılı kararında, taşınmazların devir tarihindeki gerçek değerleri ile tapuda gösterilen bedeller arasında fahiş fark bulunmasının İİK m. 278/III-2 gereğince bağışlama hükmünde sayılarak tasarrufun iptale tabi olduğuna hükmedilmiştir. Bu içtihat, borçlunun malvarlığını düşük bedelle devretmesi gibi durumların alacaklıların tahsil kabiliyetini engellemeye yönelik kötü niyetli tasarruflar olarak değerlendirilebileceğini ve bu tür işlemlerin iptalinin mümkün olduğunu gösterir.
Sonuç
Tahsil kabiliyeti, Türk icra hukukunun temelini oluşturan ve alacaklıların haklarını güvence altına alan kritik bir ilkedir. İcra ve İflas Kanunu'nun haciz, paraya çevirme ve mal beyanı gibi hükümleri, alacağın tahsil edilebilirliğini sağlamaya yöneliktir. Yargıtay içtihatları ise, aciz vesikası düzenlenmesi ve tasarrufun iptali davaları aracılığıyla bu ilkenin somut olaylarda nasıl uygulanacağını ve alacaklıların hangi koşullarda hukuki korumadan yararlanabileceğini açıklığa kavuşturmaktadır. Bu çerçevede, tahsil kabiliyeti, alacaklılar için hukuki güvenliğin, borçlular için ise yükümlülüklerin yerine getirilmesinin vazgeçilmez bir unsuru olarak öne çıkmaktadır.
Diğer Paylaşımlar
Güncel paylaşımlarımıza bu alandan ulaşabilirsiniz

Çocuk Nafakası Yükümlülüğü: Ebeveynlerin Vazgeçilmez Sorumluluğu
Bu makalede, çocuk nafakasının Türk Medeni Kanunu çerçevesindeki hukuki niteliği, kapsamı ve ebeveynler açısından doğurduğu yükümlülükler açıklanmıştır. Ayrıca nafaka türleri, nafaka miktarının belirlenme kriterleri ve nafaka borcunun yerine getirilmemesi hâlinde uygulanacak hukuki ve cezai yaptırımlar hakkında genel bir çerçeve sunulması amaçlanmıştır.
Daha Fazla

Tapuda Bağış Yapıldıysa Mirasçılar Ne Yapabilir? İptal ve Tenkis Davası Rehberi
Bu makalede, miras bırakanın tapuda gerçek iradesiyle yaptığı bağış işlemlerinin miras hukuku bakımından hangi davalara konu olabileceği açıklanmıştır. Özellikle muris muvazaası ile tenkis davası arasındaki farklar, saklı payın korunması ve mirasçıların hangi hukuki yollara başvurabileceği ortaya konulması amaçlanmıştır.
Daha Fazla

TÜRK MEDENİ KANUNU KAPSAMINDA YOKSULLUK NAFAKASI: ŞARTLARI, MİKTARIN BELİRLENMESİ VE DEĞİŞEN KOŞULLARA UYARLANMASI
Bu makalede, Türk Medeni Kanunu kapsamında yoksulluk nafakasının hukuki niteliği, hükmedilme şartları, miktarının belirlenmesinde dikkate alınan ölçütler ile değişen ekonomik ve sosyal koşullara göre artırılması, azaltılması veya kaldırılması halleri Yargıtay içtihatları ışığında incelenmiştir.
Daha Fazla

NİŞANIN BOZULMASI HALİNDE TAZMİNAT
Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen nişanlılık kurumu, evlenme vaadiyle kurulan bir sözleşme olup, nişanın bozulması halinde belirli hukuki sonuçlar doğurur. Bu makalede, nişan tanımı, nişanın bozulmasının sonuçları ve bu durumda talep edilebilecek haklar detaylıca incelenecektir.
Daha Fazla

