İCRA TAKİBİ VE ÖDENMEYEN BORÇLAR: SÜREÇ NASIL İŞLER?

İCRA TAKİBİ VE ÖDENMEYEN BORÇLAR: SÜREÇ NASIL İŞLER?

Hukuki süreçler çoğu zaman karmaşık ve endişe verici görünebilir. Özellikle "icra takibi" kavramı, birçok kişi için bir belirsizlik ve korku kaynağı olabilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki icra takibi, devletin alacaklı ve borçlu arasındaki uyuşmazlığı hukuki çerçevede çözüme kavuşturmak için işlettiği, belirli kurallara tabi bir prosedürdür. Bu yazımızda, bir borcun ödenmemesi durumunda icra sürecinin nasıl işlediğini, borçlunun karşılaşabileceği adımları ve sahip olduğu hakları ele alacağız. Amacımız, bu süreci bir korku unsuru olmaktan çıkarıp, hukuki bir gerçeklik olarak anlamanıza yardımcı olmaktır. İcra takibi, ödenmeyen borçların devlet gücüyle (cebri icra) tahsil edilmesi mekanizmasıdır ve bu süreç kendiliğinden durmayıp, yasal adımlarla ilerlemektedir.

Sürecin Başlangıcı: Ödeme Emri ve 7 Günlük Kritik Süre

Bir alacaklının, borcunu tahsil edememesi durumunda başvurabileceği ilk ve en yaygın yollardan biri, icra dairesi aracılığıyla "ilamsız icra takibi" başlatmaktır. Bu takip türünde, alacaklı bir mahkeme kararına (ilam) ihtiyaç duymadan doğrudan icra dairesine başvurur. İcra dairesi, alacaklının talebini inceledikten sonra, takip şartlarının uygun olduğuna karar verirse borçluya bir "ödeme emri" gönderir (İİK m. 60 ). Bu ödeme emri, borçluya tebliğ edildiği anda hukuki süreç resmen başlar ve borçlu için oldukça kritik bir "yedi günlük" süre işlemeye başlar.

Bu yedi günlük süre içerisinde borçlu, ödeme emrinde belirtilen borcu ya ödemek ya da borca itiraz etmek zorundadır (İİK m. 60, İİK m. 62 ). Bu süre, borçlunun hukuki haklarını kullanması ve olası mağduriyetlerin önüne geçmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ödeme emrinin borçluya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi büyük önem taşır. Tebligat, borçlunun bilinen adresine yapılır; ancak borçlu adreste bulunamazsa veya tebligattan kaçınırsa, tebligatın "muhtara bırakılma" gibi özel usullerle yapılması da mümkündür. Muhtara bırakma veya kapıya ihbarname yapıştırma gibi hallerde tebligatın yapılmış sayıldığı tarih Tebligat Kanunu hükümlerine göre belirlenir; bu nedenle süre hesabı somut tebliğ şerhindeki bilgilere göre titizlikle yapılmalıdır. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği m. 29 de ödeme emrinin içeriğini ve borçlunun yükümlülüklerini detaylandırmaktadır. Bu nedenle, borçluların tebligatları ciddiyetle takip etmeleri elzemdir.

Borca İtiraz ve Durdurma Hakları

Borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrindeki borcun tamamına veya bir kısmına itiraz etme hakkına sahiptir. Bu itiraz, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde, takibi yapan icra dairesine dilekçe ile veya sözlü olarak yapılabilir (İİK m. 62 ). İtirazın konusuna göre iki temel türü bulunmaktadır:

  1. Borca İtiraz: Borçlu, ödeme emrinde belirtilen borcun aslında mevcut olmadığını, ödendiğini, zamanaşımına uğradığını veya miktarının yanlış olduğunu iddia edebilir. Borcun bir kısmına itiraz ediliyorsa, itiraz edilen kısmın ve miktarının açıkça belirtilmesi gerekir; aksi takdirde itiraz edilmemiş sayılır (İİK m. 62 ).
  2. İmzaya İtiraz: Eğer takip, bir senede dayanıyorsa ve borçlu, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını iddia ediyorsa, bunu yedi günlük süre içinde ayrıca ve açıkça bildirmek zorundadır (İİK m. 60, İİK m. 62 ). Aksi takdirde, icra takibi açısından senetteki imzayı kabul etmiş sayılır.

Borçlunun süresi içinde yaptığı itiraz, icra takibini kendiliğinden durdurur. Bu, borçlu için önemli bir koruma mekanizmasıdır; ancak bu durum, alacaklının itirazın iptali veya kaldırılması davası açarak takibi devam ettirme hakkını ortadan kaldırmaz. Alacaklı, borçlunun itirazının haksız olduğunu düşünüyorsa, bir yıl içinde "itirazın iptali davası" açabilir veya belirli şartlar altında altı ay içinde "itirazın kaldırılması" yoluna başvurabilir (İİK m. 67, İİK m. 68 ).

Eğer borçlunun itirazı mahkemece haksız bulunursa, borçlu, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere "icra inkâr tazminatına" mahkûm edilebilir (İİK m. 67, İİK m. 170, İİK m. 68/a ). Bu tazminat, haksız yere takibi durdurmanın bir müeyyidesi olup, borçlunun itiraz hakkını kötüye kullanmasını engellemeyi amaçlar. Bu nedenle, itirazın haklı sebeplere dayanması ve iyi niyetle yapılması büyük önem taşır.

Borçlu, yedi günlük süre içinde ödeme emrine itiraz etmez veya borcu ödemezse, icra takibi "kesinleşir". Takibin kesinleşmesi, alacaklının artık haciz işlemlerine başlayabileceği anlamına gelir. Bu aşamadan sonra borçlunun itiraz etme hakkı kalmaz, ancak borcun ödendiği veya zamanaşımına uğradığı gibi istisnai durumlarda icranın geri bırakılması (İİK m. 33 ) talep edilebilir.

Ödeme Yapılmazsa Ne Olur? Haciz Aşaması

İcra takibi, borçlunun ödeme emrine süresi içinde itiraz etmemesi veya itirazının mahkemece kaldırılması ya da iptal edilmesiyle kesinleşir. Takibin kesinleşmesiyle birlikte, alacaklı artık borçlunun mal varlığına yönelik "haciz" işlemlerini talep etme yetkisi kazanır (İİK m. 78 ). Haciz, borçlunun borcunu karşılamaya yetecek miktardaki mal, alacak ve haklarına devlet zoruyla el konulması işlemidir. Haciz isteme hakkı, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren bir yıl geçmekle düşer; ancak itiraz veya dava gibi durumlar bu sürenin işlemesini durdurur (İİK m. 78 ).

Haciz, borçlunun farklı türdeki mal varlıkları üzerinde uygulanabilir:

  • Maaş Haczi: Borçlunun bir işte çalışması durumunda, maaşının belirli bir kısmı haczedilebilir. İcra ve İflas Kanunu'na göre, borçlunun maaşının dörtte birinden fazlası haczedilemez. Bu kural, borçlunun temel geçimini sağlamak amacıyla getirilmiş önemli bir korumadır. Ancak, birden fazla icra takibi olması durumunda, hacizler sıraya konularak ardı ardına uygulanır.
  • Taşınır (Menkul) Mal Haczi: Borçlunun evindeki eşyalar, araçları, ticari malları gibi taşınır varlıkları haczedilebilir (İİK m. 85 ). Haciz işlemi, icra memuru tarafından tutanakla tespit edilir ve bu mallar genellikle yediemine teslim edilir veya muhafaza altına alınır.
  • Taşınmaz (Gayrimenkul) Mal Haczi: Borçlunun adına kayıtlı olan ev, arsa, dükkân gibi taşınmaz mallarına haciz konulabilir (İİK m. 85 ). Bu haciz, tapu siciline işlenir ve borçlunun bu mallar üzerinde serbestçe tasarruf etmesini engeller.
  • Banka Hesaplarına Uygulanan E-Haciz: Banka hesaplarına haciz, uygulamada çoğunlukla İİK m. 89 kapsamındaki haciz ihbarnameleri ve UYAP/elektronik entegrasyon üzerinden yürütülür. Bu yöntem, borçlunun banka hesaplarındaki paranın hızlı ve etkin bir şekilde bloke edilmesini sağlar. E-haciz, genellikle borçlunun haberi olmadan gerçekleşebilir ve hesaplardaki paranın çekilmesini veya transfer edilmesini engeller.

Haczedilemezlik Kuralları: İcra ve İflas Kanunu, borçlunun tamamen mağdur olmasını engellemek amacıyla bazı mal ve hakların haczedilemeyeceğini hükme bağlamıştır (İİK m. 82). Örneğin, borçlunun ve ailesinin yaşamlarını sürdürmeleri için zorunlu olan ev eşyaları, giysileri, meslekleri için gerekli olan alet ve edevatlar belirli sınırlar içinde haczedilemez. Bu kurallar, borçlunun insanca yaşama hakkını korumayı amaçlar. Ancak, bu istisnaların uygulanabilmesi için borçlunun talebi ve icra mahkemesinin değerlendirmesi gerekmektedir.

Hacizli malların satılmasıyla elde edilen gelir, icra masrafları, vekâlet ücreti ve borcun ana para ve faizini karşılamak üzere alacaklıya ödenir. Satış isteme süresi kural olarak hacizden itibaren 1 yıldır; bu süre içinde satış istenmezse haciz düşer (İİK m. 110 ). Bu durum, alacaklının da sürelere riayet etme yükümlülüğünü göstermektedir.

Borcun Yapılandırılması ve Taksitle Ödeme İmkanı

İcra takibi kesinleştikten ve haciz aşamasına gelindikten sonra dahi, borçlunun borcunu ödeme konusunda bazı seçenekleri bulunmaktadır. Bu seçeneklerden biri, borcun "yapılandırılması" veya "taksitle ödenmesi"dir. Bu, hem borçluya nefes alma imkanı sunar hem de alacaklının alacağına daha düzenli bir şekilde kavuşmasını sağlayabilir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 111. maddesi uyarınca, borçlu, alacaklının satış talebinden önce borcunu muntazam taksitlerle ödemeyi taahhüt eder ve ilk taksiti derhal öderse icra işlemleri durur. Bu yasal taksitlendirme için belirli şartlar aranır:

  • Borçlunun yeterli miktarda malı haczedilmiş olmalıdır.
  • Her taksit, borcun dörtte birinden az olmamalıdır.
  • Taksitler aydan aya ödenmeli ve toplam süre üç ayı geçmemelidir.
  • Bu imkan, borçlunun yasal sınırlar içinde borcunu ödeme kolaylığı sağlamak için getirilmiştir.

Bunun yanı sıra, borçlu ile alacaklı, icra dairesi dışında "harici bir protokol" ile de borcun taksitlendirilmesi konusunda anlaşabilirler. Bu tür anlaşmaların geçerliliği ve icra takibine etkisi, sözleşmenin içeriğine ve alacaklının icra dairesine bildirimde bulunup bulunmamasına göre değişebilir. Ancak, en güvenli yol, taksitlendirme anlaşmasının icra dairesinde yapılması veya icra dairesine bildirilmesidir.

Taahhüdü İhlal ve Disiplin Hapsi Riski: Borçlunun icra dairesinde kararlaştırılan veya alacaklının muvafakati ile yapılan ödeme şartını, makul bir sebep olmaksızın ihlal etmesi durumunda, alacaklının şikâyeti üzerine "tazyik hapsine" karar verilebilir (İİK m. 340 ). Bu hapis, bir ceza olmaktan ziyade, borçluyu taahhüdünü yerine getirmeye zorlayan bir disiplin tedbiridir. Hapsin süresi üç ayı geçemez ve borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar ödemesi gereken meblağı öderse tahliye edilir. Ödemelerini tekrar keserse, hakkında yeniden tazyik hapsine karar verilebilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin toplam süresi üç ayı aşamaz. İcra mahkemesinin tazyik hapsine ilişkin kararlarına karşı iki hafta içinde itiraz edilebilir (İİK m. 353 ). Ayrıca, nafaka alacakları hariç, takip tarihi itibarıyla asıl alacak miktarı aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz (İİK m. 354 ).

Borcun yapılandırılması, icra baskısını hafifletir ve borçlunun haciz gibi daha ağır sonuçlarla karşılaşmasını önleyebilir. Bu süreçte alacaklı ile iyi niyetli bir iletişim kurmak ve gerçekçi ödeme planları sunmak önemlidir.

Mal Beyanında Bulunma Zorunluluğu ve Sonuçları

İcra takibinin kesinleşmesi ve borcun ödenmemesi veya itiraz edilmemesi durumunda, borçlunun önemli bir hukuki yükümlülüğü daha ortaya çıkar: "mal beyanında bulunma" zorunluluğu. Mal beyanı, borçlunun kendisinde ve üçüncü şahıslar nezdinde bulunan tüm mal, alacak ve haklarını, kazanç ve gelirlerini, geçim kaynaklarını ve borcunu ne şekilde ödeyebileceğini yazılı veya sözlü olarak icra dairesine bildirmesidir (İİK m. 74 ).

Borçlu süresinde itiraz etmişse takip durduğundan bu aşamada mal beyanı yaptırımı işletilemez. Mal beyanı yükümlülüğü, itirazın iptali veya kaldırılması kararının borçluya tebliğ veya tefhiminden itibaren 3 gün içinde doğar (İİK m. 75 ). Eğer itiraz edilmemişse, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde beyanda bulunulmalıdır. Mal beyanı, alacaklının borçlunun mal varlığını tespit etmesi ve haciz işlemlerini yönlendirmesi açısından kritik bir adımdır.

Mal Beyanında Bulunmamanın Sonuçları: Mal beyanında bulunma zorunluluğu, İcra ve İflas Kanunu tarafından sıkı müeyyidelere bağlanmıştır:

  • Hapisle Tazyik: Mal beyanında bulunmayan borçlu, alacaklının talebi üzerine, beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hâkimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere "hapisle tazyik" olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez (İİK m. 76 ). Bu, borçluyu mal beyanında bulunmaya zorlayan bir disiplin hapsi niteliğindedir.
  • Gerçeğe Aykırı Beyan: Mal beyanında gerçeğe aykırı beyanda bulunan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (İİK m. 338 ). Bu durum, borçlunun yalan beyanda bulunarak alacaklıyı yanıltmaya çalışmasının ciddi bir hukuki sonucudur.
  • Sonradan Kazanılan Malları Bildirmeme: Mal beyanında malı olmadığını bildirmiş veya borcuna yetecek mal göstermemiş olan borçlu, sonradan kazandığı malları veya kazancındaki artışları yedi gün içinde icra dairesine bildirmek zorundadır. Bu yükümlülüğe uymayan borçlu, makul bir mazereti olmaksızın bildirim yapmazsa disiplin hapsi ile cezalandırılabilir (İİK m. 339 ).

Bu hükümler, borçlunun icra sürecinde dürüst ve şeffaf olmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Mal beyanında bulunmak, borçlunun hukuki sorumluluklarını yerine getirmesi ve daha ağır müeyyidelerle karşılaşmaması için elzemdir.

Sonuç: Borçlu Ne Yapmalı?

İcra takibi süreci, hukuki bilgi ve deneyim gerektiren karmaşık bir alandır. Bir icra takibiyle karşı karşıya kalan veya borcunu ödemekte güçlük çeken bir borçlunun atması gereken en önemli adım, profesyonel hukuki yardım almaktır. 

Bu süreçte borçlunun dikkat etmesi gereken temel hususlar şunlardır:

  • Tebligatları Ciddiye Almak: İcra dairelerinden gelen her türlü tebligatı dikkatle incelemek ve yasal süresi içinde gerekli adımları atmak hayati önem taşır. Sürelerin kaçırılması, telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir.
  • Sürelere Uyum: Ödeme emrine itiraz süresi, mal beyanında bulunma süresi gibi yasal sürelere titizlikle uyulmalıdır.
  • Dürüstlük Kuralı: Mal beyanında bulunurken veya alacaklı ile iletişim kurarken dürüst ve şeffaf olmak, olası cezai müeyyidelerden kaçınmak açısından önemlidir.
  • İletişim Kurmak: Borcunu ödemekte zorlanan borçluların, alacaklı veya vekili ile iletişim kurarak borcun yapılandırılması veya taksitlendirilmesi konusunda anlaşma zemini araması faydalı olabilir.
  • Masrafları Göz Önünde Bulundurmak: İcra takibinin devam etmesi, ana borca ek olarak icra masrafları, vekâlet ücretleri ve faizlerin de katlanarak artmasına neden olur. Bu durum, borçlunun toplam borç yükünü önemli ölçüde artırabilir.

Unutulmamalıdır ki, icra takibi, hukuki bir süreçtir. Doğru adımlar atılarak ve profesyonel destekle bu süreç yönetilebilir ve olumsuz sonuçları en aza indirilebilir. 

Diğer Paylaşımlar

Güncel paylaşımlarımıza bu alandan ulaşabilirsiniz

Türk Hukuku’nda Ceza Yargılaması Süreci Güncel Rehber

Türk Hukuku’nda Ceza Yargılaması Süreci Güncel Rehber

Bu makalede, ceza yargılamasının ana evreleri olan soruşturma, kovuşturma ve kanun yolları aşamaları detaylı bir şekilde incelenecektir.

Daha Fazla

ULUSAL ELEKTRONİK TEBLİGAT SİSTEMİ (UETS): HUKUKİ GÜVENLİK VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM EKSENİNDE VATANDAŞLAR İÇİN STRATEJİK BİR ZORUNLULUK

ULUSAL ELEKTRONİK TEBLİGAT SİSTEMİ (UETS): HUKUKİ GÜVENLİK VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM EKSENİNDE VATANDAŞLAR İÇİN STRATEJİK BİR ZORUNLULUK

Geleneksel fiziki tebligatın barındırdığı riskler karşısında, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS), dijitalleşen dünyada hukuki süreçlere katılım ve güvenlik sağlamanın vazgeçilmez bir aracı haline gelmiştir. Bu makale, UETS'nin vatandaşlar için sunduğu avantajları ve hukuki gerekliliğini inceleyecektir.

Daha Fazla

Asgari Ücretten Fazla Ücret Alan İşçiye Asgari Ücret Zam Oranından Daha Az Zam Yapılabilir mi?

Asgari Ücretten Fazla Ücret Alan İşçiye Asgari Ücret Zam Oranından Daha Az Zam Yapılabilir mi?

Bu makalede, asgari ücretin üzerinde maaş alan işçilere yapılacak zam oranlarının hukuki sınırları, işverenin yönetim hakkı, eşit davranma ilkesi ve Yargıtay'ın güncel içtihatları ışığında detaylı bir şekilde incelenecektir.

Daha Fazla