
Ceza Davasında Haksız Tahrik İndiriminin Tazminat Davasına Etkisi
1. Giriş
Hukuk sistemimizde, bir eylemin ceza hukuku ve özel hukuk açısından farklı sonuçları olabilmektedir. Özellikle, bir fiilin haksız tahrik altında işlendiğinin ceza yargılamasında tespit edilmesi, tazminat hukuku açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu makale, ceza hukukunda haksız tahrik indirimi uygulanan bir fiilden kaynaklanan tazminat davalarında, bu durumun hukuk hakiminin tazminat miktarına ilişkin takdir yetkisini nasıl etkilediğini incelemektedir. Özellikle, ceza mahkemesinin haksız tahrik konusundaki tespitlerinin, hukuk mahkemesindeki maddi ve manevi tazminat hesaplamalarına etkisi, Yargıtay içtihatları ışığında değerlendirilecektir.
Haksız tahrik, Türk Ceza Kanunu'nda cezayı hafifletici bir neden olarak düzenlenmekte olup, failin suç işlemeye sevk eden haksız bir davranışın varlığı halinde uygulanmaktadır. Bu durumun, tazminat hukukundaki karşılığı ise "müterafik kusur" olarak kabul edilmekte ve Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınmaktadır.
Makalede, haksız tahrik kavramının ceza hukukundaki yeri ve tazminat hukukundaki karşılığı ayrı ayrı ele alınacak, ceza hukuku ile tazminat hukuku arasındaki ilişki ve ceza kararlarının hukuk hakimini bağlayıcılığı hususu Yargıtay kararları çerçevesinde açıklanacaktır. Ardından, haksız tahrik indiriminin maddi ve manevi tazminat miktarlarına etkisi, somut olay özellikleri ve kusur oranları da dikkate alınarak, yine Yargıtay içtihatları ışığında detaylı bir şekilde değerlendirilecektir.
2. Haksız Tahrik Kavramı ve Ceza Hukukundaki Yeri
Haksız tahrik, Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) cezayı hafifleten bir neden olarak düzenlenmiş olup, bir kimsenin haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi halini ifade eder. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesi bu durumu şu şekilde tanımlamaktadır: "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." Bu düzenleme, failin iradesinin haksız bir davranış sonucu zayıflaması ve bu nedenle işlediği suçun cezasında indirim yapılmasını öngörmektedir. TCK'nın 61. maddesi de cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi ilkeleri çerçevesinde haksız tahriki cezayı azaltıcı bir etken olarak kabul eder.
Haksız tahrikin uygulanabilmesi için üç temel unsurun bir arada bulunması gerekir:
2.1. Haksız Bir Fiil: Faili suça yönelten, hukuka aykırı ve haksız nitelikte bir davranışın varlığı zorunludur. Bu, sözlü veya fiziksel bir saldırı, hakaret, tehdit gibi çeşitli şekillerde tezahür edebilir.
2.2. Hiddet veya Şiddetli Elem: Failin, haksız fiilin etkisiyle yoğun bir öfke, kızgınlık, acı veya üzüntü gibi duygusal bir duruma girmesi ve bu duygu yoğunluğunun iradesini önemli ölçüde etkilemesi gerekmektedir.
2.3. İlliyet Bağı: Suçun, haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin doğrudan etkisi altında işlenmiş olması, yani suç ile haksız fiil arasında bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması şarttır.
3. Ceza Hukuku ile Tazminat Hukuku Arasındaki İlişki ve Ceza Kararlarının Hukuk Hakimini Bağlayıcılığı
Ceza yargılamasında verilen kararların, hukuk mahkemelerindeki tazminat davalarına etkisi, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 74. maddesinde (eski Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi) düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, hukuk hakimi ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı değildir. Ancak, Yargıtay içtihatları, ceza mahkemesince maddi vakıaların belirlenmesine ilişkin mahkûmiyet kararlarının hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olduğunu kabul etmektedir.
Yargıtay'a göre, ceza mahkemesi, kendine has usuli olanakları ve delil toplama yetkileri sayesinde maddi olayların varlığını saptamada daha geniş imkanlara sahiptir. Bu nedenle, ceza mahkemesinde saptanan maddi olayın yargısal bir kararla kesinleşmesi, hukuk hakimini de bağlamalıdır. Bu durum, kamu yargıya olan güveninin korunmasının ve hukuk düzenindeki tutarlılığın bir gereğidir.
Özellikle, bir eylemin "haksız tahrik altında" gerçekleştirildiğine dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı, hukuk mahkemesinde görülmekte olan tazminat davasında da maddi vakıa olarak kabul edilmelidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 23.11.2020 tarihli, E. 2020/3212, K. 2020/4122 sayılı kararında, davalının eylemini haksız tahrik altında gerçekleştirdiğinin maddi vakıa olarak kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edildiği hallerde, destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamasında haksız tahrik nedeniyle indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2014 tarihli, E. 2013/10863, K. 2014/3000 sayılı kararında, ceza davasındaki tahrik indirimi oranına göre, Borçlar Kanunu'nun 43. ve 44. maddeleri uyarınca rücu alacağından da indirim yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Ancak, ceza mahkemesi kararının bağlayıcılığı, sadece maddi vakıaların tespiti ile sınırlıdır. Hukuk hakimi, ceza mahkemesince belirlenen kusur oranları veya hukuki nitelendirme ile bağlı değildir; kusur oranını ve tazminat miktarını kendi takdir yetkisi ve hukuk kuralları çerçevesinde belirleyebilir. Dolayısıyla, haksız tahrikin varlığı maddi bir olgu olarak kabul edilse de, bunun tazminat miktarına ne ölçüde etki edeceği hukuk hakiminin takdirindedir.
4. Haksız Tahrikin Tazminat Hukukundaki Karşılığı: Müterafik Kusur
Haksız tahrik kavramı, ceza hukukunda failin cezasında indirim yapılmasını sağlayan bir neden iken, tazminat hukukunda doğrudan "zarar görenin kusuru" veya "müterafik kusur" prensibiyle ilişkilendirilir. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 52. maddesi (eski Borçlar Kanunu'nun 44. maddesi), bu ilkeyi düzenlemektedir: "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.".
Bu madde, zarar görenin kendi kusurlu davranışıyla zararın meydana gelmesine veya artmasına yol açması durumunda, tazminat miktarının azaltılabileceği veya tamamen ortadan kaldırılabileceği esasına dayanır. Haksız tahrik de, tam da bu kapsamda değerlendirilen bir müterafik kusur halidir. Yani, haksız bir fiille tahrik edilen kişinin, bu tahrikin etkisiyle karşı tarafa zarar vermesi durumunda, tahrik eden tarafın (zarar görenin) fiilin doğmasında veya artmasındaki katkısı söz konusu olmaktadır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, ceza mahkemesinde haksız tahrik indiriminin uygulanmasının, tazminat hukukunda zarar görenin müterafik kusuru olarak kabul edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Müterafik kusur, bir defi olmayıp, hakim tarafından resen dikkate alınması gereken bir husustur. Dolayısıyla, tazminat davasında, ceza mahkemesi tarafından haksız tahrikin varlığı kesinleşmişse, hukuk hakimi, TBK m. 52 hükmü uyarınca tazminat miktarında uygun bir indirim yapmalıdır.
Örneğin, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 03.07.2023 tarihli, E. 2022/1568, K. 2023/8417 sayılı kararında, TBK'nın 52. maddesi uyarınca zarar görenin müterafik kusuru bulunması halinde tazminatın indirilebileceği veya tamamen kaldırılabileceği ve müterafik kusura ilişkin savunmanın bir defi olmadığından resen dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Benzer şekilde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2024 tarihli, E. 2023/5735, K. 2024/366 sayılı kararında, davacının kendi ifadesiyle başka bir suça yardımcı olduğunu kabul etmesi halinde dahi, TBK m. 52 gereğince önemli miktarda müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kararlar, haksız tahrikin tazminat hukukunda müterafik kusur olarak ele alınmasının ve indirim sebebi olarak dikkate alınmasının önemini pekiştirmektedir.
5. Haksız Tahrikin Maddi Tazminata Etkisi
Ceza davasında haksız tahrik indirimi uygulanmış olması, hukuk mahkemesindeki maddi tazminat hesabını doğrudan etkileyen bir faktördür. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ceza mahkemesince kesinleşmiş bir kararla haksız tahrikin varlığı tespit edilmişse, bu durum hukuk hakimini bağlar ve maddi tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınması gerekir.
Haksız tahrik, tazminat hukukunda zarara uğrayanın müterafik (ortak) kusuru olarak değerlendirilir. Bu ilke, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 52. maddesinde (eski Borçlar Kanunu'nun 44. maddesi) düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre, zarar gören, zararın doğmasında veya artmasında etkili olmuşsa, hakim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Dolayısıyla, haksız tahrik altında işlenen bir fiil nedeniyle maddi tazminat talep edildiğinde, mahkeme, zarar görenin (tahrik eden tarafın) bu zararın oluşumundaki katkısını göz önünde bulundurarak tazminat miktarında indirim yapmalıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 tarihli, E. 2023/7683, K. 2023/11957 sayılı kararında, ceza mahkemesince 1/4 oranında haksız tahrik indirimi yapıldığı bir olayda, hukuk mahkemesince maddi tazminattan haksız tahrik indirimi yapılmadan karar verilmesinin hatalı olduğu belirtilmiştir. Kararda, "Haksız tahrik, zarara uğrayanın müterafik kusurunu ifade eder. Eylem tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 44 üncü maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca maddi tazminattan haksız tahrik indirimi yapılarak karar verilmesi gerekirken, bu hususun gözetilmemiş olması doğru değildir" denilerek, haksız tahrik olgusunun maddi tazminat hesabında mutlaka dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Benzer şekilde, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2017 tarihli, E. 2017/4523, K. 2017/7906 sayılı kararı ile 16.09.2019 tarihli, E. 2019/25, K. 2019/3932 sayılı kararı da bu yöndedir.
Ceza mahkemesindeki haksız tahrik indirimi oranının, hukuk mahkemesindeki maddi tazminat indiriminde doğrudan uygulanıp uygulanmayacağı hususu da önem taşır. Yargıtay, bazı kararlarında ceza davasındaki tahrik oranının maddi tazminattan yapılacak indirimde gözetilmesi gerektiğini belirtirken (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/1190, K. 2022/9118, T. 20.06.2022; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2018/189, K. 2018/2360, T. 28.03.2018 ), bazı kararlarında ise bu oranın sadece bir başlangıç noktası olabileceğini ve hukuk hakiminin olayın tüm özelliklerini değerlendirerek farklı bir orana hükmedebileceğini ifade etmiştir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2018/4616, K. 2019/3005, T. 22.05.2019 ). Ancak, ceza kararındaki orana uyulmaması halinde, bu durumun gerekçesi açıkça ortaya konulmalıdır.
Sonuç olarak, ceza davasında haksız tahrik indirimi uygulanması, hukuk mahkemesindeki maddi tazminat hesabında mutlaka dikkate alınması gereken bir olgudur. Hukuk hakimi, ceza mahkemesinin haksız tahrik tespitini maddi vakıa olarak kabul etmeli ve tazminat miktarını belirlerken bu durumu göz önünde bulundurmalıdır. İndirim oranı, ceza davasındaki orana bağlı olmakla birlikte, olayın özelliklerine göre farklılık gösterebilir.
6. Haksız Tahrikin Manevi Tazminata Etkisi
Ceza hukukunda haksız tahrik indiriminin uygulanması, hukuk mahkemelerinde görülen tazminat davalarında, özellikle manevi tazminatın belirlenmesi sürecinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu etki, hakkaniyet ilkesi ve hakimin takdir yetkisi çerçevesinde şekillenir. Yargıtay, manevi tazminatın belirlenmesinde haksız tahrik olgusunun dikkate alınması gerektiğini vurgulamakla birlikte, bu indirimin maddi tazminattaki gibi matematiksel bir orana bağlı kalınarak yapılmaması gerektiğinin altını çizmektedir.
Manevi tazminatın amacı, haksız fiil sonucu kişilik hakları zedelenen kişinin duyduğu acı, elem ve ızdırabı bir nebze olsun hafifletmektir. Bu nedenle, manevi tazminatın miktarı belirlenirken, olayın özellikleri, tarafların kusur durumları, sosyal ve ekonomik durumları gibi birçok faktör göz önünde bulundurulur. Haksız tahrik de, bu faktörlerden biridir ve tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınması gereken önemli bir unsurdur.
Yargıtay, ceza mahkemesinde haksız tahrik indirimi uygulanan bir durumda, hukuk hakiminin bu durumu dikkate alarak manevi tazminattan indirim yapması gerektiğini belirtmektedir. Ancak, bu indirimin maddi tazminattaki gibi belirli bir orana bağlı kalınarak yapılmaması, hakkaniyet ilkesinin bir gereğidir. Zira manevi tazminat, somut olayın özelliklerine göre belirlenen, kişiye özel bir tazminat türüdür. Bu nedenle, haksız tahrik indirimi de, olayın tüm koşulları değerlendirilerek, hakkaniyete uygun bir miktarda yapılmalıdır.
Örneğin, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 tarihli, E. 2023/7683, K. 2023/11957 sayılı kararında, kasten yaralama suçunda ceza mahkemesince 1/4 oranında haksız tahrik indirimi yapılmasına rağmen, hukuk mahkemesince manevi tazminat istemi hakkında karar verilirken bu hususun gözetilmemesi eleştirilmiştir. Kararda, "Buna göre mahkemece davacı...'in manevi tazminat isteminden de, davacı...'in kusur durumu gözetilerek fakat matematiksel oranla bağlı kalınmaksızın bir miktar indirim yapılmalıdır." ifadesi yer almaktadır. Bu karar, Yargıtay'ın manevi tazminatta haksız tahrik indiriminin yapılması gerektiğini, ancak bu indirimin matematiksel bir orana bağlı kalınmaksızın, hakkaniyet ilkesi çerçevesinde belirlenmesi gerektiğini vurgulayan yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18.01.2018 tarihli, E. 2016/4383, K. 2018/172 sayılı kararında, ceza dosyasındaki kanıtlardan eylemin haksız tahrik altında işlendiği sabitken, manevi tazminattan matematiksel olmamak koşuluyla uygun bir indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2021 tarihli, E. 2021/17524, K. 2021/5499 sayılı kararı ve 22.04.2024 tarihli, E. 2024/874, K. 2024/3572 sayılı kararı da bu yöndedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.05.2024 tarihli, E. 2023/3825, K. 2024/4962 sayılı kararı ise hakkaniyete uygun manevi tazminata hükmedilmiş olmasını onamıştır.
Sonuç olarak, ceza davasında uygulanan haksız tahrik indirimi, hukuk mahkemelerinde görülen tazminat davalarında, özellikle manevi tazminatın belirlenmesi sürecinde dikkate alınması gereken önemli bir faktördür. Ancak, bu indirimin maddi tazminattaki gibi matematiksel bir orana bağlı kalınarak yapılmaması, hakkaniyet ilkesinin ve hakimin takdir yetkisinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Hakim, somut olayın özelliklerini, tarafların kusur durumlarını ve diğer ilgili faktörleri değerlendirerek, hakkaniyete uygun bir manevi tazminat miktarı belirlemelidir.
7. Sonuç
Bu makalede, ceza davasında haksız tahrik indirimi uygulanmasının, hukuk mahkemelerinde açılan tazminat davalarına etkisi, özellikle Yargıtay içtihatları ışığında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Haksız tahrik kavramının ceza hukukundaki yerinden başlayarak, bu durumun tazminat hukukundaki karşılığı olan müterafik kusur prensibi ve Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesi ile ilişkisi ortaya konulmuştur.
Yargıtay kararları, ceza mahkemesinin haksız tahrik konusundaki tespitlerinin hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olduğunu ve bu durumun tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınması gerektiğini açıkça göstermektedir. Hem maddi tazminat hem de manevi tazminat hesaplamalarında, ceza davasındaki haksız tahrik indiriminin doğrudan veya dolaylı olarak etkili olduğu anlaşılmaktadır.
Maddi tazminat davalarında, ceza mahkemesince belirlenen haksız tahrik oranı, tazminattan yapılacak indirimde yol gösterici olmakla birlikte, hukuk hakimi olayın özelliklerini dikkate alarak farklı bir orana da hükmedebilir. Manevi tazminat davalarında ise, indirim miktarı hakkaniyet ilkesi çerçevesinde ve matematiksel bir orana bağlı kalmaksızın belirlenmektedir.
Yargıtay içtihatları, haksız tahrikin hem maddi hem de manevi tazminat miktarlarında indirime gidilmesine dayanak teşkil eden temel prensipleri ortaya koymaktadır. Bu prensipler, tazminat hukukunda kusur sorumluluğunun ve illiyet bağının doğru bir şekilde değerlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Ceza hukuku ve tazminat hukuku arasındaki bu bağlantı, adil bir yargılama sürecinin sağlanmasına ve hakkaniyetli sonuçlara ulaşılmasına katkıda bulunmaktadır.
Sonuç olarak, ceza davasında haksız tahrik indirimi uygulanması, tazminat davalarında da dikkate alınması gereken önemli bir faktördür.
Diğer Paylaşımlar
Güncel paylaşımlarımıza bu alandan ulaşabilirsiniz

Kripto Para Borsasında Para Kaybında Chargeback Mümkün Müdür?
Bu makale, kripto para borsalarındaki kayıplarda chargeback imkanını, mevcut hukuki çerçeveyi, Yargıtay'ın potansiyel yaklaşımını, bu sürecin zorluklarını ve yatırımcıların başvurabileceği alternatif hukuki yolları derinlemesine analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Daha Fazla

Dava Kaybetmenin Hukuki Sonuçları: Hukuk Davalarında Kaybeden Tarafı Neler Bekler?
Bu makale, hukuk davalarında bir davanın kaybedilmesi halinde ortaya çıkacak hukuki sonuçları, mali yükümlülükleri (yargılama giderleri, vekalet ücreti, hükmedilen borç/tazminat, gecikme faizi, icra inkar tazminatı), mahkeme kararının kesinleşmesinin ardından başlayacak icra süreçlerini, başvurulabilecek kanun yollarını ve bu durumun kişinin veya şirketin itibarı üzerindeki potansiyel etkilerini, yalnızca hukuk davaları özelinde ve stratejik bir bakış açısıyla ele almaktadır.
Daha Fazla

"Ceza Dosyanızın Son Günüdür" Dolandırıcılığı: Hukuki Analiz ve Korunma Yolları
“Ceza dosyanızın son günüdür” içerikli SMS dolandırıcılığı, vatandaşları panik ve bilgi eksikliği üzerinden hedef alan ciddi bir siber suçtur. Bu makalede, söz konusu dolandırıcılığın hukuki boyutu, işleyiş mekanizması ve bireylerin kendilerini korumak için alabilecekleri önlemler detaylı şekilde ele alınmaktadır.
Daha Fazla

Web Tapu’da “İşlem Yapılmaz” Beyanı: Dijital Güvenliğinizin Anahtarı
Bu makalede, Web Tapu sistemi üzerinden yapılabilen “İşlem Yapılmaz” beyanının hukuki niteliği, tesis ve terkin süreçleri ile taşınmaz maliklerini sahte vekaletname ve izinsiz işlemlere karşı nasıl koruduğu anlatılmak amaçlanmıştır.
Daha Fazla